19.04.2026 08:58 | Güncelleme Tarihi: 19.04.2026 08:58
Eğitimde ortaya çıkan şiddet
konusu bu konu ile ilgili bütün paydaşların sorunlu olduklarını gösteriyor.
Eğitim söz konusu olduğunda üç bileşen öne çıkar: Öğretmen, öğrenci ve veli.
Ancak eğitimin bu üç bileşen ile sınırlı olmadığını, toplumun genelini ilgilendirdiğini
kabul etmek gerekir.
Eğitim ve öğretimin en önemli
bileşeni öğretmenlerdir. Öğretmenler, mesleki anlamda toplumun genelinde büyük
bir itibar kaybına uğramıştır. Karşılaştığı olumsuz bir olay karşısında onu
koruyacak mekanizma nerede ise yoktur. Bu durumda öğretmenin egosu şişkin,
şımarık bir öğrenci karşısında eli kolu bağlıdır.
Okullarda olumsuz bir olaya
müdahale edecek yeterli bir güvenlik birimi yoktur. Bu yüzden öğretmene kızan
her veli hesabını sormak için öğretmen ile yüz yüzedir. Öğretmene saldıran bir
velinin, öğretmene fiili zarar verse bile ceza almasına yetmemektedir. Kaldı
ki, bu tür davalara öncelik de verilmemektedir. Tanık olduğum bir olayda ilk
mahkeme neredeyse beş ay sonra açılmıştır.
Saldırgan velinin ise tavrı
şudur: Nasıl olsa para cezasına çevrilecek bir yaptırım ile kurtulacağım. Bu
durum karşısında saldırgan veli ve öğrenciyi durduracak bir güç de yoktur. Bu
noktadan itibaren öğretmen de kendini koruyacak tedbirler geliştirmeye çalışmaktadır.
Kuşkusuz toplumdaki yaygın
şiddetin sosyolojik temelleri araştırılmalıdır. Şiddetin sadece güvenlik
güçleri ile önlenemeyeceği yönündeki eleştiriler doğrudur. Hukuk sisteminin
doğru işlediği, toplumun ahlak seviyesinin yüksek olduğu bir ortamda suçlar sıfırlanamaz
elbette, ancak büyük oranda düşer. Bu durumda şiddete başvuran toplumda saygı
görmez, hukuk tarafından cezalandırılır.
Öte yandan şiddet salt güvenlik
tedbirleriyle çözülecek bir olgu değildir. Okullardaki şiddet toplumsal
şiddetin bir yansıması olduğundan her okula bir polis yerleştirmekle sorun
çözülemez.
Türkiye'de uygulanan neo liberal
politikalar, insanları neredeyse hukukun olmadığı, adaletin hiçe sayıldığı,
ahlakın önemsenmediği, hakkını kaba güçte arayan ahlaksız bir toplum
yaratmıştır. Önündeki engeli almak için onu ortadan kaldırmaya güdülenmiş bir
toplumda öğrencinin önündeki engel de öğretmendir.
Neo liberalizmin her tür ahlaki
değerin önüne koyduğu başarı güdüsü, sonucu her değerin önüne koyan hedonist ve
pragmatist bir gençliğin yetişmesiyle sonuçlanmıştır.
Şiddeti salt okula sıkıştıran
bakış açısı hem eksik hem de yanlış bir bakış açısıdır. Peki, suçlu sadece
çocuklar mı? Suçluyu en son öğretmene bıçakla saldıran çocuğu indirgersek
sorunu bütüncül olarak değerlendiremeyiz. Çünkü bu çocuğu yetiştiren bir kurumsal
sistem var. Kaldı ki, çocuklar üzerine suçu yıkmak da sahte bir yaklaşımdır.
Çünkü çocuklar bu sistemin yapıcı aktörleri değil mağdurlarıdır. Asıl
sorumlular, devleti yönetme mevkiinde olan yöneticiler ve kanun yapıcılardır.
Maalesef hukuk sistemimiz yapması gereken en temel görevi yerine getiremiyor,
mağduru koruyamıyor.
Öte yandan aileleri tarafından
koşulsuz desteklenen ve şımartılan, kural tanımaz çocukların davranışlarının
özgüven olarak adlandırılması, ahlakı hiçe sayan bir terbiyesizliktir.
Kuşku yok ki, okul müdürlerinin
seçimindeki liyakatsizlik ve sistemin işleyişinden kaynaklanan hatalar, alınan
önlemlerin yetersizliği eğitimdeki şiddetin bir önemli diğer ayağıdır. Öyle
görülüyor ki, eğitim yöneticiliği diye ayrı bir alan olmalıdır. Müdürler,
mülakat veya sınavla seçilmemelidir. Mülakat istismara son derece açıktır,
ancak konuları ezberleyerek sınavdan en yüksek notu alanın iyi bir müdür olması
da çoğu kez beklenmemelidir.
Öğretmene yönelik şiddet salt
eğitimle ve onun kurumlaşmış şekli olan okul ile ilgili değildir. Toplumda genel
anlamda bir ahlakı yozlaşma ve bu yozlaşmaya eşitlik eden hukuksuzluk hakimdir.
Adaletsizliğin olduğu yerde hak duygusu kaybolur ve bireylerin kendi
adaletlerini sağlama isteği öne çıkar. Esasen toplumda hukuk dışı yapıların
ortaya çıkması ve rağbet kazanmasını sağlayan duygu da budur.
Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi
"Okul, medeniyetin ayrılmaz bir parçasıdır. Okul, ancak güdümlü bir eğitim
vermediği, eleştirel düşünce tarzını geliştirdiği, insanın manevi özgürlüğüne
yer verdiği sürece kültüre katkı sağlar.
Hazır ahlaki ve siyasi çözümler
servis ve empoze eden okul, kültür bakımından bir barbarlık kurumudur. Böyle
bir okul özgür bireyler değil, köleler yaratır ve bu haliyle medeniyete katkı
sağlasa da, kültürü geriletir." (Doğu Batı Arasında İslam, Aliya
İzzetbegoviç, Ketebe Yayınları, sh.100)