ORMAN ŞİİRİ Mİ? AYDEDE ŞİİRİ Mİ? - MEHMET ATİLLA MARAŞ

ORMAN ŞİİRİ Mİ? AYDEDE ŞİİRİ Mİ? - MEHMET ATİLLA MARAŞ

29.09.2026 09:45 | Güncelleme Tarihi: 29.09.2026 09:46

Sene 1985. Eskişehir TZDK’de görev yaparken Kaymakam Nurettin Yılmaz Bey,  birkaç kaymakam adayı arkadaşıyla beraber ziyaretime gelmişti. O zamanlar Eskişehir’de yeni kurulan ilçelerden birine kurucu kaymakam olarak atanmıştı. Sonraları Balıkesir Dursunbey İlçesi kaymakamı oldu. Ben de yıllar sonra Balıkesir'e Bölge Müdürü olarak atandım.

 

Nurettin Bey, Ankara Siyasal ’da öğrenciyken, şiirlerimin yayınlandığı Mavera dergisini takip ediyor ve benim şair olduğumu biliyordu. Arkadaşlarıyla ziyaretime geldiklerinde, masamda duran isimliğe bir baktı, yanındaki arkadaşına döndü ve sordu: “Bu Atilla Maraş, o Atilla Maraş mı? ” Nurettin bey, bizi şair olarak biliyor ama şu anda karşısında bir bürokrat var. “Evet, bu müdür, o şair Atilla Maraş’tır.” Dedi arkadaşı.  

 

Gelelim Orman Borsası’nın kurulduğu Dursunbey İlçesine. 

Haziran ayı, yaz günü, hava sıcak. İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün tayini Mardin’in Midyat ilçesine çıkmış. Kaymakam Nurettin Bey, açık havada, ilçenin bütün müdürlerini toplamış, masaları donatmış, İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün şerefine bir veda yemeği veriyor. Beni de davet etti. Kalktım, Balıkesir’den Dursunbey’e gittim. 

 

Nurettin Bey, beni masadaki bürokratlarla tanıştırdı.Tabi Müdür oluşumuzdan çok benim bir şair olduğumu söylemeği de ihmal etmedi. Davetli masasında oturan ilçenin hâkimi hemen atıldı: 

“Madem müdür bey şairmiş, bize bir orman şiiri okusun!” deyince Kaymakam Bey, oturduğu yerde kıpkırmızı kesildi. Ben duruma müdahale etmede gecikmedim: 

 

“Efendim dedim, Ben “Orman Şiiri” bilmiyorum. Ama isterseniz size bir 'Ay Dede' şiiri okuyabilirim. Hem açık havada oturmuşuz, mehtap da var, bir 'Ay Dede' şiiri iyi gider bu geceye," dememe kalmadan yok dedi hâkim bey, "Bize bir Orman Şiiri oku!" Bu bir emir cümlesiydi.  Ben de, “orman şiiri bilmiyorum” dedim! Böylece Hâkim beyle şiir okuma konusunda anlaşamadık.

 

Kaymakam Nurettin Bey bu olaydan çok etkilenmişti, çok da üzülmüştü. Nerdeyse beni davet ettiğine bin pişman olmuştu. Yemeklerimizi yedik. Çayları da Öğretmen Evi’nde içmeye karar verdik. Hep beraber masadan kalktık. Öğretmen Evi’ne doğru yürümeye başladık. Ben ve birkaç arkadaş önde, kaymakam, hâkim ve birkaç müdür arkamızda olmak üzere yolda birerli kol halinde yürüyüşe geçtik. Arkada konuşulanları duyuyorum. Kaymakam hâkime diyor ki; ”Ya, ne diye illa da orman şiiri oku dediniz beyefendiye? Ayıp oldu ama müdür beye karşı. Hâkim bey de: 

“Ya kaymakam bey, müdür de çok naz etti, okusaydı ya bir orman şiiri! İçinde bulunduğumuz ortama da uygun düşerdi.” 

Kaymakam Nurettin Bey:  

“Ya siz onu tanımıyorsunuz. O sıradan biri değil, ünlü bir şair. ” 

Hâkim Bey:  “Ne olursa olsun canım beni kırmayıp bir şiir okusaydı ya” diyordu… 

 

Şimdi, adam okumuş, Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş. Bir ilçeye de hâkim olarak atanmış. İnsanlar hakkında hüküm verme yetkisine sahip olmuş. Ama şiir konusunda, ilk okulda ona “Orman Haftası” dolayısıyla ezberletilen basit bir çocuk şiirine takılı kalmış aklı. 

 

Hâkim Bey, konuşma ve davranışlarıyla; hayatında hiçbir şairin, hiçbir şiir kitabını okumadığını apaçık belli ediyordu. Benim ilkokulda öğrenip ezberlediğim, “Ay Dede” şiirini okumamı da ayrıca reddetti. Adam hâkim, emretmeye veya reddetmeye alışmış bir kere. Çünkü; adam "Yaz kızım!" dedi mi, akan sular birden kesilirdi. Üstelik şairleri de küçümsüyordu. Şimdi gel gelelim bu duruma ne demeli? Adam, yaş olarak, baş olarak büyüyor ve fakat zihnen cüce kalıyor. İşte bu en büyük tehlike!..

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI