MAARİF MESELEMİZ ÇIKMAZDA! - Fatih Bayhan

MAARİF MESELEMİZ ÇIKMAZDA! - Fatih Bayhan

19.04.2026 09:14 | Güncelleme Tarihi: 19.04.2026 09:14

Türkiye’de son dönemde Kahramanmaraş ve Şanlıurfa başta olmak üzere okullarda yaşanan şiddet ve silahlı saldırı haberleri, meselenin münferit olaylar olarak geçiştirilemeyecek kadar derin olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu hadiseler, sadece güvenlik zaafı değil; eğitim anlayışımızın hangi noktaya savrulduğunun da açık bir göstergesi.
Okul'da sırasında oturan çocuğu kazanamayan sistem, evine gittiğinde kapattığı odasına hiç müdahale edemez. Bugün çocuklarımız "dijital esaret" altındadır. Bu esaretten kurtuluş, eğitimi "bilmek" noktasından çekip, "yapmak" eyleminde hizalamaktır. 
Çocuk, dijital çağda bilgiye erişmekte belki öğretmeninden dahi ileridedir. Ancak, bilgisayarda dünya kuran çocuklarımız, gerçek hayatta bir çöp poşetini açıp kovaya nasıl yerleştireceğini bilmiyor. 

Okul, bir toplumun geleceğini inşa eden en temel müessesedir. Bir ülkenin yarını; sınıflarda kurulan cümlelerde, öğretmenin bakışında, öğrencinin zihninde şekillenir. Ancak bu yapı, sistematik bir aksaklığa uğradığında, ortaya çıkan sorun yalnızca eğitimle sınırlı kalmaz. Çarşıya, pazara, sokağa, hatta devletin işleyişine kadar uzanan bir çözülme baş gösterir. Çünkü eğitim, sadece bilgi aktarımı değil; aynı zamanda karakter inşasıdır.

Bugün geldiğimiz noktada, okulların fiziki şartlarının iyileştirilmesi çoğu zaman başarı gibi sunuluyor. Oysa modern binalar, teknolojik sınıflar ya da donanımlı kampüsler tek başına bir anlam ifade etmez. Asıl mesele; sınıf içindeki disiplin, öğretmenin mesleki yeterliliği, kullanılan dilin niteliği ve eğitimin ruhudur. Eğer bu unsurlar zayıfsa, en iyi bina bile içi boş bir kabuktan ibaret kalır.

Daha çarpıcı olan ise şu: Artık eleştirdiğimiz anlamda tutarlı bir “eğitim sistemi”nden söz etmek dahi zorlaşıyor. Sürekli değişen müfredatlar, sınav odaklı yaklaşımlar, öğretmenin otoritesini zayıflatan uygulamalar ve öğrenciyi merkeze alırken sorumluluğu geri plana iten anlayışlar; sistemi bütüncül olmaktan uzaklaştırdı. Ortada bir yapı var, evet; ancak bu yapının neyi hedeflediği, nasıl bir insan yetiştirmek istediği ciddi bir belirsizlik taşıyor.

Okullarda artan şiddet olayları da bu boşluğun doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Disiplinin zayıfladığı, değerler eğitiminin yüzeyselleştiği ve öğretmen-öğrenci ilişkisinin otorite ile güven dengesini kaybettiği bir ortamda, şiddetin kendine zemin bulması şaşırtıcı değil. Eğitim, sadece akademik başarıyı öncelediğinde; ahlak, sorumluluk ve toplumsal bilinç geri planda kalıyor.

Bu noktada yapılması gereken, yüzeysel çözümlerle yetinmek değil; eğitimin özüne dair ciddi bir muhasebe yapmaktır.
Nasıl bir insan yetiştirmek istiyoruz?
Bilgiyle donatılmış ama hedefi olmayan, ideali bulunmayan bireyler mi, yoksa değerleriyle, sorumluluk bilinciyle ve sağduyusuyla topluma katkı sağlayan insanlar mı?
En temel soruyu cevaplamadan sistem kurulamaz!
Türk Maarif sistemi'nin acilen bu temel soruya cevap vermesi gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki, okul sadece ders anlatılan bir yer değildir; bir medeniyetin yeniden üretildiği alandır. Eğer bu alanda bir kırılma yaşanıyorsa, bunun yankısı toplumun her kesiminde hissedilir. Bugün okullarda yaşananlar, yarının sokaklarını şekillendirecek. Bu yüzden meseleye geçici değil, köklü ve samimi bir bakış şarttır.
Mesele şahıs meselesi değil, sistem meselesidir. 
Şahısları alırsınız, sistem olmadığı sürece "kötülük" devam edecektir...

Maalesef her alanda yaşanan sistemsiz, plansız, programsız adım atma "geleneğimiz" eğitimde de varlığını sürdürüyor. 
Kimse kusura bakmasın, eğitim popilizm yapılacak bir alan değildir.