Türkiye, dünyanın en etkin deprem
kuşakları üzerinde yer alıyor. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı
(AFAD) Deprem Dairesi Başkanlığı’nın verilerine göre Türkiye'de son 119
yılda meydana gelen depremlerde, 86 bin 456 kişi hayatını kaybetti.
Veriler, yıkıcı etkiyi gözler önüne seriyor. Peki, uzmanlar ülkenin
hangi bölgesinde deprem bekliyor? Aktif olan faylar ne? Alınan önlemler
‘kurtarmaya’ mı yönelik? Bu soruları Yer Bilimleri Profesörü ve Bilim
Akademisi Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, BirGün’den Uğur Şahin’e yanıtladı.
Prof. Dr. Naci Görür, özetle şunları söyledi:
BOLU VE ADAPAZARI TEHDİT ALTINDA
- Sıkışma kökenli faylar: Türkiye’de üç ana deprem
bölgesi ayrılabilir. Birincisi Doğu Anadolu… Doğu Anadolu, Arap ve
Afrika levhaları ile Avrasya levhası arasında sıkışıyor. Buna bağlı
olarak Anadolu’da sıkışma kökenli faylar meydana geliyor. Buradaki
faylar, bindirme fayları ve ters faylardır. Örnek olarak da Van
Depremi’ni gösterebiliriz.
- İki fay üzerinde depremler: 2’nci sistem, Kuzey
Anadolu ve Doğu Anadolu doğrultu akımlı fay sistemleri… Şimdi bu iki fay
boyunca Anadolu levhası, batıya doğru kaydığı için zaman zaman bu iki
fay üzerinde depremler meydana geliyor. Nitekim Elazığ’daki deprem de
bunlardan biri. Bu ikisi, Türkiye’nin deprem üreten en büyük fay
sistemi. Kuzey Anadolu fayı Türkiye sınırlarında bin 600 kilometre, Doğu
Anadolu fayı da yaklaşık 600 kilometre uzunlukta. Erzincan, Amasya,
Bolu, Adapazarı tehdit altında.

UZUN ZAMAN DEPREM OLMAYAN YERLER TEHLİKELİ OLUR
- Kuzey ve güney yönlü gerilme: 3’üncü sistemde Batı
Anadolu; Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı boyunca hareket ettiği
için, Batı Anadolu’da kuzey ve güney yönlü gerilme meydana geliyor.
Buna bağlı olarak Orta Anadolu’nun graben sistemleri doğu-batı yönlü
fayları meydana geliyor.
- Bingöl Karlıova’da bileşiyor: Bunlar Türkiye’nin
jeolojik yapısı, yani deprem bölgeleri... Doğu Anadolu’da bu tektonik
hareketler neticesinde zaman zaman depremler meydana geliyor, mesela Van
Depremi gibi. Kuzey Anadolu Fayı ile Doğu Anadolu Fayı, Bingöl
Karlıova’da birleşip çatal yapıyor. Şimdi bu faylar boyunca olan bütün
yerleşim alanlarında depremler meydana gelebilir. Kuzey Anadolu Fayı,
Karlıova’dan başlayıp Marmara Denizi’ne kadar geliyor. Bunun etrafında
bulunan bütün yerleşim alanlarında deprem olabilir. Aynı şekilde 600
kilometrelik Doğu Anadolu Fayı, Karlıova’dan başlayıp İskenderun
Körfezi’ne uzanıyor. Bunun üzerinde de depremler olabilir. Anadolu her
yıl 2,5 cm batıya doğru hareket ediyor. Batı Anadolu sürekli gerildiği
için oralarda da her an deprem olabilir.
- Erzincan ve Karlıova arası tetikte: Uzun zaman
önce bir yerde deprem olmuş fakat bundan sonra uzun zamandır deprem
gözükmeyen yerler tehlikeli olur. Çünkü bir yerde deprem olduğu zaman, o
belli zaman sonra tekerrür eder. Yani deprem olmuş, uzun zaman geçmiş
ve hâlâ deprem olmuyorsa biz oradan kuşku duyarız. Bu, orada enerji
birikiyor demektir. Günün birinde patlayabilir demek. Bu bilgiden
hareketle; Erzincan ve Karlıova arasında Kuzey Anadolu Fayı üzerinde,
biz oraya Aksu Fayı diyoruz. Orada deprem olabilir. Ne zaman olur
bilemeyiz ama kulağımız tetikte, orayı tehlikeli görüyoruz.
DEPREME KARŞI CİDDİ ARAŞTIRMALAR YOK
- Maraş Türkoğlu’nda meydana gelebilir: Daha önce
uyarmıştım, “Elazığ Sivrice’de olabilir demiştim”, orada oldu. Şimdi
Doğu Anadolu Fayı üzerinde, mesela Kahramanmaraş’ın güneydoğusu,
Türkoğlu civarı orada en son deprem 1513’te olmuş. Sene 2020’ye geldi,
daha deprem yok. Zamanında depremin büyüklüğü 7.4, yani orada da
olabilir.
- Amanoslardan endişe ediyoruz: Amanoslar ve Hatay civarında, 1823’te deprem olmuş. O tarihten beri bir şey yok. Şimdi oradan endişe ediyoruz.
- Karlıova ve Palu arasından kuşkuluyuz: Keza Karlıova ile Elazığ Palu arası ve Bingöl kesiminden kuşkumuz olabilir.
- İstanbul için ‘deprem geliyorum’ diyor: İstanbul zaten bas bas bağırıyor, bekliyoruz diye… İstanbul derken, Marmara’yı kast ediyorum.
- Biga Yarımadası’nda küçük depremler: Bursa
taraflarının bulunduğu yerlerde, büyük ölçüde 99 depremleri ile enerji
boşaldı, stres azaldı. Fakat Biga Yarımadası üzerinde, bu kuzey Anadolu
Fayı’nın güney koluna bağlı olarak bazı küçük depremler olabilir. İzmir
bölgesi de olabilir. Dolayısıyla bunlar kuşkulandığımız hususlar ama her
tarafı, tekerrür periyodu bilinmiyor. Uzun süreli ve ciddi araştırmalar
da yok, bizim bilmediğimiz, söylemediğimiz yerlerde de deprem olabilir.
DEPREMDEN ÖNCE HAREKETE GEÇİLMELİ
Prof. Dr. Görür, alınması gereken önlemlere değindi. Faylar üzerinde
ciddi araştırılmalar yapılması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Görür,
şöyle konuştu: “Devlet bir şeyler yapıyor. Deprem olduğu dönem devlet
diyor ki, ‘Gideriz her türlü destek veririz, göçükten kurtarırız, bina
yaparız’, bu afet yönetimidir. Bunun zaten yapılması gerek. İnsanlar
depremde yerin altında kalmış, kim yardım etmez ki? Devlet bütün
planlarını bunun üzerine yapmaz, ‘Hele bir afet olsun, Allah büyüktür’
gibi bir yaklaşım doğru değil.”
Prof. Dr. Görür, “Devletin MTA’sı var, organları var” dedi ve ekledi:
“AFAD’ın yer bilimi araştırması yok. AFAD, sismik ağı yönetiyor. Şimdi
belli üniversitelere proje ve görev vererek bütün faylarda çok ciddi
araştırmalar yapıp, her ayın özelliğini, niteliğini ve deprem tekerrür
periyotunun araştırılması gerekiyor. Bu desteklemesi gerekir. TÜBİTAK
ile DPT ile yapabilir, yasa çıkartır, destekler. Bütün bunları faylar
botunca yapar. Sonra oradaki yerleşim alanları, o evler incelenir.
Deprem güvenliğine bakılır, öyle durumda yerleşim yerleri dayanır mı ona
bakılır. Sonuçta peyder pey fayın özelliklerini bulup tehlikenin
boyutunu ortaya koruz yani tehlike analizini yaparız. Bu tehlikeye karşı
güvenli yaşam alanlarını oluşturup risk analizi de yaparız. Bu işi
bitiririz. Burada çoluğumuz çocuğumuz yaşayacak. Önemli olan bölgelerde
önceden çalışmalar yapıp durumu afet olursa vereceği zararı tespit
edersin şimdiden afet gelmeden başlarsın çalışmalara. Biz buna risk
yönetimi diyoruz.”
YÖNETMELİK UYGULANMADI

Jeofizik Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Ahmet Ercan, ülkenin yüzde
64’ünün birinci derece deprem bölgesinde yer aldığına dikkat çekti:
“Binaların yasanın öngördüğü şekilde incelenip yapılması, depremleri
ölümcül olmaktan çıkarır. Elazığ’da yaklaşık 150 bin yapı var. Bu
yapılardan sadece 76’sının yıkılması, 6,8’lik bir depremde Türkiye
standartlarına göre az olarak görülüyor. Ama bu sıfır da olabilirdi.
2007’de bir deprem yönetmeliği çıkarıldı. Kentsel dönüşüm ilan edildi
ama dönüşüm yaygın olarak uygulanmadı. Yıkılan yapılara baktığımda eski
yapılar... Demek ki Elazığ’daki yapılar taransa, bunlardan kötüleri
belirlenip yeniden yapılsa belki 6,8’lik depremi yıkımsız görecektik.”
EĞİTİMLER TEKRARLANMALI

Jeofizik Uzmanı Dr. Oğuz Gündoğdu, şu değerlendirmede bulundu:
“İstanbul ve Marmara Bölgesi, Kuzey Anadolu Fayı’nın tehdidi altında…
99’dan sonra İstanbul’a doğru dürüst bir şey yapamadık. Tüm binaların
elden geçirilmesi, sağlıksız olanların yıkılması ve eğitimlerin
tekrarlanması gerek. 2’nci tehdit ise Elazığ’da 6,8’lik depremin
yarattığı tehdit. Bu, Doğu Anadolu Fay zonunda oluşan deprem. Bu büyükçe
bir deprem ve aktivite ettiği fayların, tekrar hayata geçirilmesi söz
konusu…” Dr. Gündoğdu, alınması gereken önlemler için ise şöyle dedi:
“Burada belediye veya hükümetin bu işe önder olması lazım. Kentsel
dönüşüm yapıldığı zaman halkın durumu belli. Devlet desteğiyle
yapılmalı.”