Tarık Buğra'yı hiç böyle okumadınız!

Tarık Buğra'yı hiç böyle okumadınız!

Milat yazarı Mehmet Nuri Yardım, köşe yazısında Tarık Buğra portresi çizdi. İşte farklı açılardan Tarık Buğra portresi.

Tarık Buğra

 Zeytinburnu Belediyesi, Türkiye’de kültüre, sanata, edebiyata, medeniyete en çok değer veren kurumlarımızdandır. Belediyenin kitap yayıncılığı göz dolduruyor, gönül okşuyor. Yeni çıkan eser,Tarık Buğra Kitabı adını taşıyor. İki yıl önce yapılmış önemli sempozyumun tebliğlerinden oluşan yazılar, ciddi bir Tarık Buğra portresini ortaya koyuyor. Asım Öz’ün hazırladığı kitap, büyük boy 626 sayfa. Hacmi büyük, muhtevası ondan da iyi ve zengin.

Merhum Tarık Buğra ile hem Tercüman hem de Türkiye gazetelerinde birlikte çalışmak nasip oldu. Hisar ve Türk Edebiyatı dergilerindeki yazılarını düzenli okurdum. Cumhuriyet devri Türk edebiyatının en iyi romancıları arasında kabul edilen Buğra, farklı türlerde başarılı eserler vermiş komple bir sanatkâr, cins bir kafa, yazdıkları okunur mükemmel bir gazeteciydi. Onu, tavizsiz kişiliği ve cesurca kaleme aldığı yazıları ve konuşmalarıyla hatırlıyorum. Bir de vefatından kısa bir süre önce Harem Otobüs Terminali’nde karşılaşıp ayaküstü yaptığımız sohbetle. Yazlık kıyafeti ile Yalova’ya gidiyordu.

“Hatırlayıp Yeniden Bulmak” kitabın alt başlığı. Belediyenin bu vefa duygusu önemli ama Tarık Buğra bizde hiç unutulmayacak simalar arasındadır kanaatimce. Sadece seçkin romanları, hikâyeleri ve tiyatro eserleri ile değil merhum Yücel Çakmaklı ile birlikte milletimizin istifadesine sundukları o muhteşem “Küçük Ağa” ve “Osmancık” gibi diziler ile de hep hatırlanacak, rahmet ve sevgiyle anılacaklar ikisi de. Zannımca bizde topluma ilk tarih şuuru, o dizilerle verilmeye başlandı. Bizim roman ve sinema tarihinde ilk ‘müspet imam’ tipi, Küçük Ağa’daki ‘İstanbullu Hoca’ ile ortaya konulmuştur.

 Sunuş yazısında, Zeytinburnu Belediye Başkanımız Ömer Arısoy’un özlü bir metni var. İlk paragrafı şöyle: “Yazarlığı ‘hür düşüncenin ve bağımsız kafanın sanatı’ şeklinde tanımlayan Tarık Buğra, romandan tiyatroya, hikâyeden senaryoya neredeyse edebiyatın her türünde eserler vermiş, ilgi alanı hayli geniş güçlü bir yazar. Türk okurunun ekseriyetle Küçük AğaOsmancık ve Dönemeçte eserleriyle tanıdığı yazar, özellikle romanlarına, Türk tarihinin dönem noktalarındaki toplumsal yapı ve insan gerçekçiliğini dikkatle incelemiştir. Her büyük yazar gibi göz kamaştırıcı refleks ve önsezilere sahip olan Buğra, ülkesine ve insanlarına, bitmek tükenmek bilmeyen bir sevgiyle bağlıdır.”

Asım Öz yazısında Buğra’nın romancılığımıza, hikâyeciliğimize,  tiyatro yazarlığımıza, gazeteciliğimize, dergiciliğimize, kısacası kültür sanat dünyamıza kattıkları üzerinde etraflıca duruyor ve “Tarık Buğra’yı tartışmak aynı zamanda Türkiye’nin uzun yirminci yüzyılını tartışmak olduğu”nu söylüyor. Elhak bu tespit doğrudur. Zira o, soylu kalem kavgalarıyla bizim ilk ‘yerli’ ve ‘milli’ ediplerimizdendir. Ötüken’deki eserlerinden biri Düşman Kazanma Sanatı’dır.

Kitapta Beşir Ayvazoğlu, Hatice Bilen Buğra, Necmettin Turinay, Mehmet Tekin, Kurtuluş Kayalı, Ali Birinci, D. Mehmet Doğan, İsmailCoşkun,  Necati Mert, Necip Tosun, AbdullahUçman, Muhsin Mete, Cem Sökmen, Yakup Öztürk ve daha birçok yazar Buğra’nın muhtelif cepheleri üzerinde duruyor. Altı bölümde 42 yazarın makaleleri, kaynakça ve dizin. Tarık Buğra Külliyatı’nın yanına konulacak son derece muteber ve muhtevalı bir başvuru kitabı olmuş. Tarık Buğra’nın rahmetle anılmasını sağlayan sempozyum ve bu eser için, emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar.

 Pazar günü yayımlanan “Azerbaycan’dan Karabağ’a Yol Gider” yazıma okuyucu ilgi gösterdi. Sosyal medyada da okundu. Sevindim. Kafkaslar’daki mücadeleye ‘şairane bir bakış’tı. Düşmanlarına karşı ‘İstiklal Harbi’ni yaşayan  kardeşlerimizedua edelim. Allah yâr ve yardımcıları olsun. Yalnız günümüz şairleri, biraz gül ve bülbül faslına ara verip Hocalı Katliamı’nı, Karabağ istilasını ve Azerbaycan’ın şanlı mücadelesini de şiirlerine konu edinsinler.  Unutmayalım, Çanakkale Destanı’nı bugünkü nesle Âkif’in şiiriyle anlatıyoruz.

 Pazar günü mübarek bir zatı, Mehmed Fırıncı ağabeyi Eyüpsultan’da ebedî âleme yolcu ettik. Asıl ismi Mehmet Nuri Güleç olup Bediüzzaman’ın has talebelerindendi. Yüzünden tebessüm hiç eksik olmazdı. Türkiye’nin güleryüzüydü âdeta. Daha önce bu sütunda hakkında bir yazı yazmıştım. Vefatından sonra da yüzlerce güzel yazı kaleme alındı. Demek ki duruşuyla gönüllerde taht kurdu, hizmetiyle zihinlerde iz bıraktı. Allah rahmet eylesin. Ruhu şad, kabri nur, mekânı cennet, menzili mübarek, makamı âli olsun.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.

DİĞER HABERLER